14 Kasım 2016 Pazartesi

ÇİZGİ ROMAN


Üniversite hayatı, kardeşimin de benimle aynı üniversiteyi kazanıp Eskişehir'e gelmesiyle daha keyifli bir hal aldı. Evimiz artık öğrenci evi değil aile evi olmuştu. Ev arkadaşımız Şafak, bizden daha büyük olduğu için hepimiz için bir ağabeydi. Keyifli sohbetler yapıyorduk uzun geceler boyu. Bu sohbetlere sınıf arkadaşım Barış, iletişim fakültesinden ve aynı zamanda yazlıktan arkadaşımız olan Onur'da dahil oluyordu. Bazen bütün gece uyumuyorduk.

Bir gün Animasyon bölümündeki bazı öğrencilerin çizgi roman çıkartma fikri ile harıl harıl çalıştıklarını öğrendik. Neden biz de bir çizgi roman dergisi hazırlamıyorduk ki? Çok eğlenceli görünüyordu. Adamlar çok ciddiydiler. Aralarından ismi Yıldıray olan ile tanıştım. Heyecanla onlar gibi bir dergi hazırlamayı istediğimizi söyledim. Bana 'Biz profesyonel çalışıyoruz.' dedi. Adam öyle ciddi söylemişti ki bu sözü, kendimden şüphe ettim. Bizim İç Mimar adayları olarak haddimize değildi çizgi roman çizmek. O zaman 'Hadi be!' diye geçirmiştim içimden. Yıllar sonra gerçekten haddimize olmayacağını öğrenecektik. İlk heves ettiğimiz gibi ilerlemeyecekti işler. Sıkılacaktık. Oysa Yıldıray ve Mahmut, Amerika'da DC Comics için çalışan çizerler olacaklardı. O zaman bunu kestiremiyorduk tabi. Biz de istiyorduk bir çizgi roman dergisi yapmayı. Onur'un hiç işi olmazdı böyle işlerle. Şafak ise hedefleri olan bir adamdı. İç Mimarlık bölümünü en iyi derece ile bitirip işine bakmanın peşindeydi. Başardı da. Barış, ben ve kardeşim Cenk toplandık bir masanın başında. Biz de çıkartacaktık bir çizgi roman dergisi. Üçümüz de harıl, harıl çalışmaya başladık. Çok disiplinsiz bir çalışma olduğunu şimdi görebiliyorum. Ne bir senaryo, ne de bir eskiz çalışması vardı önümüzde. Doğrudan mürekkebi alıp ilk kareden başlamıştım çizmeye. Çizdikçe çıkacaktı hikaye ortaya. Yıldıray'ın profesyonel olmak dediği kavram burada devreye giriyordu. İşe profesyonel yaklaşmadık biz. Kendimize itiraf etmesek de sadece fikrin kendisi heyecan verici olduğu için bu işe girişmiştik. Cenk aramızda çizim eğitimi hiç olmayan tek üyeydi ama adam ruhu kağıda iyi yansıtıyordu. Derginin ilk sayısı yayınlandığında, özellikle animasyon bölümünde okuyan arkadaşlarımız tarafından en çok ilgi gösterilen Cenk'in çizdiği o tek sayfalık hikaye olacaktı. Bu arada animasyon bölümünden Ozan ve Mahmut'da bize destek verdiler. Mahmut arka kapak için bir resim çizmiş, Ozan ise kendine has espri anlayışı ile süslediği kült hikayelerinden birisini bizlerle paylaşmıştı. Grafik bölümünde okuyan yine Barış isminde bir arkadaşımız da bizim için çizdiği ve intihar konulu iki sayfalık çizgi romanı ile aramıza katılmıştı. İlk sayıyı o zamanın parası ile altmış bin lira vererek matbaada bastırdık. Bu ücret büyük bir paraydı ve masrafları Barış ile bizim babamız karşılamıştı. Matbaa yüz tane basmıyordu tabi. Bir kezde en az bin tane basılması gerekiyordu. Bin tane dergiyi kim okuyacaktı ki? Olsun dedik ve bastırdık. Üşenmeden hepsini şeffaf naylon poşetlere koyup bantladık. Dergi satışları ile ilgili en akılcı ve gerçekçi yorum, Onur'dan gelmişti. 'Bu kadar dergiyi kim okuyacak oğlum, hadi Onur aldı bir. Sonra?' Dediği gibi de oldu. Onur aldı bir. Sonrası epey zor oldu. Yine de hevesimizi kırmadık. Temel sanat öğretmenimiz Faruk Atalayer tereddüt etmeden cebinden para çıkartıp dergiyi satın alan tek öğretmenimizdi. O dergi tam dört sayı yayınlandı. Sonuncu sayıyı o zaman kız arkadaşım, şimdi eşim olan Pelin yayınlamıştı. Yeni ekibi o kurdu. Ben sadece kapak resmini çizdim. 

Aradan yıllar geçti. Dergi için çizdiğim çizgi roman, başı sonu belli olmayan bir hikayeydi. Zamanla bir yerlere gelecek diye düşünmüştüm ama dergi kısa ömürlü olunca o da rafa kalktı haliyle. Yedek subay rütbesi ile askerlik yapacağım Ankara'da ajandamı elime alıp kitap yazmaya karar verdiğimde ise, çizgi romandaki hikaye tekrar canlanacaktı. Tüm karakterleri ve detayları ile değil ama, kara büyü ile bağlanmış bir ormanda araştırma yapan iki isimsiz şövalye, Rüzgarların Ötesinde kitabıma şövalyeler Anthalus ve Anthales olarak dahil olacaklardı. Bunun yanında kanatları olan sarışın ve öfkeli bir prenses vardı çizgi romanımda. Gölgeleri yönlendirerek rakiplerini alt eden bir dişi karakter daha hatırlıyorum. Onlar kaybolup gittiler ama şövalyeler o isimsiz ve başı sonu belli olmayan amatör çizgi romandan sıyrılıp kitabımda yer almayı başardılar. 

'Edenthreida kralının en güvendiği iki şövalyesi Anthalus ve Anthales, Karanlık Ormanın derinliklerine dalmışlardı bile. Eğitimlerinin en zor dönemlerini geçirdikleri, cesaretlerini sınadıkları Karanlık Orman, şimdi her zamankinden daha karanlık görünüyordu. Hiç bir ses hatta hayvan sesi bile yoktu. Domuzlar dahi kaybolmuştu. Oysaki her tarafta taze izleri vardı ve aynı zamanda onları izleyen bir takım başka tuhaf izler de mevcuttu.' 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder